Rayfilmizle

De BISAWiki

Türk sineması; Yeşilçam ile yükselen Türk sineması ve bu yükü omuzlarında gururla taşıyan tüm sanatçılara emekterlara ve üstadlara teşekkürü borç bilerek başlamaktan kıvanç duyuyorum.

Ayakta alkışlanılası oyunculuklara sahip olan üstadların zamanın şartlarını göz ardı ederekten tavan yapma konumuna getirdiği oyunculuklar, 1990 lı yılların yapımlarında ışık tutulmasında büyük etkendir. Yaşım gereği içerisnde bulunduğum dönem bu dönemlerdir. Eski filmleri izlemekten hiç bir zaman kendimide geri alamamışımdır , karşılaştırma ve kıyaslamam bunu baz alaraktan gelmektedir. Üstadların süslemiş olduğu filimler öyle bir çağa adam atmamızı sağlamış ve bu zamandaki örnek alınan sadece sanatıyla gündeme gelebilecek genç kuşakları ateşlemiştir. Türk sinemasında en son seyretmiş olduğum SONSUZ adlı filimde yer alan eski yapıtlardan karelerin kokusu ve oyunculuk kaliteleri ap acık ekrana yansımaktadır.Bir çok sinema ve tiyatro oyuncusunu bir arada barındıran bir filimdir. Bunun yanında bir çok filimler vardır tabi ki en son izlediğim film olaraktan bahsini konu almışımdır. 80 kuşağı olaraktan bu kalitede bu değerde ve teknoloji çerçevesindeki durum içerisnde bir EŞKİYA bir AĞIR ROMAN bir HEMŞO ve tabikide SELVİ BOYLUM AL YAZMALIM gibi teknolojı kalitesi düşük ama konu içerik ve oyunculuk olaraktan harikalar yaratmış filimleri Türk sinemasının beyaz perdesinde 20 yüzyıldada işlenmiş bir şekilde yer almasını kesinlikle isterim. orum'un uzun bir süre boyunca çekmeye çalıştığı ve sonunda da sinema dünyasından birçok insanı kolektif bir projede biraraya getirerek ortaya çıkardığı bir film. Aslında birbirinden ayrı 9 ayrı kısafilmden oluşan F Tipi Film, bu anlayışla bizlere izole edilmiş mahkumların izole hayatlarını ve hapishanedeki yalnızlıklarını, gördükleri baskıyı, yaşadıkları psikolojik ve fiziksel bozuklukları anlatıyor. Filmde yaşananların gerçekte de olduğunu bilmek, filmi izlerken karın ağrılarına sebep olurken ortaya çıkan kolektif eserin sinemasal değerinin yanı sıra hapishane zulümlerine karşı bir belge olarak da bir değerinin olduğunu düşünmek gerekiyor. Bu bağlamda her bir film, bir hücreyi anlatırken hücreler arası geçişleri birbirine bağlamayarak birbirinden kopmuş insanların varlığına dikkat çekmeyi de ihmal etmiyor. İster hapiste, ister dışarıda; insanların birbirinden kopması belki de F Tipi Film'in üzerine dikkatleri toplamayı gerektiriyor.

İlk filmde/hücrede Wernicke-Korsakoff Sendromlu Çiğdem var. Rahatsız edici sesler ile hücreye çekiliyor izleyici. Her sabahı aynı yaşayan bir kadın, aynı korkuyla her sabah hapiste yalnız başına gözlerini açınca neler olur? Her gün yaşadığınız şeyleri ertesi gün unuttuğunuzu düşünün. Hayat "50 İlk Öpücük" filmindeki gibi tatlı mı olur? Ölüm orucundayken zorla müdahale edilerek bu sendroma yakalanmış Çiğdem'in bulunduğu hücre, sesleri ve psikozları ile çok ciddi sorunlara dikkat çekiyor.

İkinci filmde/hücrede gardiyan Ramazan'ın yalnızlığı var. Siyasi tutuklu bir gazetecinin bulunduğu bölümde çalışan Ramazan'ın bu tutukluyla arasındaki ilişki ve onun da diğer mahkumlar gibi izole kalması... İnsan dışarıda da olsa içeride de olsa diğerlerinden farklıysa yalnız kalıyor.

Film İzle HD Film İzle

Ferramentas pessoais